some of..

some of..

11 Temmuz 2011 Pazartesi

take my hand





















mideme uzun zamandir giren tek sey bira.. bagimli degilim ama gunde ortalama 10 bira iciyorum.. aclik beni gercekten dusundurmuyordu artik, kaybedecek bir seyim yokmus gibi geliyor.. kaybedebilecegim son seyi, en degerli seyi, o gun kaybettim zaten..

evime gitmek icin bu kadar heyecanlandigimi hatirlamiyordum, trenin hareket etmesini beklerken gittikce sabirsizlaniyor, hayaller alemine gecisler yapiyordum.. yaptigim gecisler paralel evrenlere yapiliyorcasina gercekciydi ve oldukca da guzel.. el ele yuruyorduk, birbirimize guzel sozler soyluyorduk, onu sevdigim restoranlara goturuyordum.. beraber olmaktan mutluyduk.. cunku hayalleri bile bu kadar mutlu edebiliyorken onunla olmak mutlulugun tanimi olabilir diye dusunuyordum..

trenin hareket etmesiyle birlikte hemen telefona sarildim, gormek istedigim bir mesaj vardi telefonumda.. "iyi yolculuklar." mesajin gelmemis olmasina aldirmadim, "sana geliyorum" yazip gonderdim ona.. henuz cevap gelmeden "aramizdaki mesafe gittikce azaliyor ve kalbim sifir olacagi an icin atiyor."

yemekli vagona gecip bir biraz soyledim ve bir de yanina limon suyu.. garson limon suyunu neden istedigimi anlamasa da getirdigi sikma limon suyu beni mutlu etmeye yetmisti.. heyecan, bira ve yolculugun sarsma etkisi birlesince midem biraz bulansa da biralari siralamaya baslamistim bir kez.. sizmisim.. uyandigimda son duraga gelmek uzereydik, inecegim duraga.. hemen esyalarimi trenin tavanindaki raflardan indirip kapiya yoneldim, ailemi goruyordum.. ama gozlerim arayisini sonlandiramamisti.. onu ariyordum.. gelecegini sanmistim.. yine de gec bir saat olmasi gelmeyisini acikliyordu..

once anneme sarildim, sonra babama.. artik hemen sabah olmaliydi.. sabah oldu, telefona sarildim "gunaydin" yazip ona gonderdim.. mesajlasmaya basladik, gece konsere gitmek icin sozlestik.. gunduz de bulusmak isteyecegini dusunmustum ama....

metrodan indim, mesaj geldi, on dakika once o gondermisti..
"biz geldik."
biz mi? dedim kendi kendime.. aradim ama acmadi, sormak istemistim kim kim olduklarini.. icimde garip bir his, bir seylerin ters gittigini hissediyordum.. daha hizli yurumeye basladim, neye oldugunu hala bilmiyorum ama sinirlenmistim.. yanimdan gecen insanlarin benden uzaklasarak yuruyusleri ve bana bakislari gozlerimden yayilan ofkenin gucunu gosteriyordu bana.. tam da sarkisi caliyordu mp3 ten.. suffocation-bind, torture, kill.. kollarimdaki kaslarin fasikullerini hissediyordum adeta, en son LSD aldigimda hislerim bu kadar acilmisti..

bara cok yaklasmistim, once mp3 u kapattim ve cebime koydum, telefonumu kontrol ettim aramis mi diye, aramamisti.. ve artik barin bahcesini ustten goruyordum, siradisi bir sekilde ilk kez bahce bu kadar kalabalikti.. merdivenlerden inip onu bulmak kalmisti bir tek.. kalabaligin icinde onu secmeye calisarak merdivenlerden inmeye basladim.. bir, iki, uc.. dorduncu merdivene adimi tam atacaktim ki onu gordum.. 5 kisilik bir arkadas grubunun icindeki iki kizdan birisiydi, yanindakiyle olmasi gerekenden cok daha yakin gorunuyorlardi birbirlerine.. durup izlemeye basladim..

ikisinden biri parmaklarini uzatsa birbirlerine temas edebilirlerdi.. biraz sonra boynuna sarildi ve yanagina opucuk kondurdu.. opucuk sonrasindaki bakislari alkolun etkisiyle biraz kaymisti.. ben metrodan bara yaklasik 15 dakikada gelmistim.. 25 dakikada bakislari bu kadar kayamazdi.. belli ki oncesi vardi. bilmedigim, bilemeyecegim, bilmek istemeyecegim..

merdivenleri ciktim..

Touch my skin,and tell me what you’re thinking
Take my hand and show me where we’re going

21 Şubat 2011 Pazartesi

I remember



o gece adeta kanimda hissediyordum yok olmanin verdigi istegi.. varligimla yoklugum arasinda ne fark vardi? yok olsam dunyanin umrunda olur muydu?
televizyonda sacma seyler vardi, kanallari gezerken artik sogugun kendini daha da hissettirdigini fark ediyordum.. cami acip disariya baktim.. karsidaki futbol sahasi bembeyazdi, agaclar bembeyaz, cimler bembeyaz.. etraftaki her sey karin altinda kalmisti..
cocuklugumdan beri sogukla hep savas icinde olmusumdur.. onu hissetmemek icin elimden ne gelirse yapardim, usumedigimi iddia ederdim, usudugumu hissettigimide soyleyemem zaten.. o gece yine sogukla savastigimiz bir gece olacak gibiydi.. cami kapattim ve salonun balkonuna dogru kararli ve hizli adimlarla yurudum.. sanki balkonda biri vardi, eli kolu bagli, savunmasiz ve bir okadar da suclu ve bende onu cezalardirmak icin elimde bir bircakla yuruyordum.. ama ne balkonda biri vardi, ne de elimde bicak.. balkonun tahtadan olan kapisini actim, kapi gicirdiyordu ama ben onu duymaktan cok sogugun yumruklarini vucudumda hissediyordum.. henuz macin basiydi ve hizli baslamisti.. bense hala korkmuyordum ve ilerleyen roundlarda onu knock-out edecegimi dusunuyordum surekli, gercekten usumemeye odaklanmistim..
ayaklarim ciplakti, alt tarafimda bir esofman, ustumdeyse bir t-shirt vardi.. en sevdigim t-shirtum.. disgorge' un comsume the forsaken albumunun kapagi t-shirt umun onunde baskiliydi.. onu giydigim her zaman konserlerimizi dusunurdum.. olesiye yoruldugumuz o konserleri, saklikentte tum dostlarimizla toplandigimiz o konserlerde biz deeds of flesh sarkilari calarken, dostlarimizin headbang yaptigi, pogoya giristikleri o gunleri dusunurdum.. bunlar bana kendimi okadar guclu hissettirirdi ki..
yine guclu oldugum bir gundu.. balkondaki soguk benim gucumu zorlayamiyordu bile, disari cikip gucumu kendime bir daha ispatlamak istiyordum.. sonra bir daha ve bir daha..
mp3 calarimi aldim, corap giydim ve botlarimi giyip kapiyi kapattim.. merdivenleri kosarak iniyordum ve apartmanin kapisindan disari ciktigimda yine oldukca kararli bir sekilde yurumeye basladim.. ilkokulumun bahcesine dogru yurudum.. neden orayi sectim bilmiyorum.. hizli ve buyuk adimlar atiyordum.. okula gittim, ve uzeri karla kapli olan bir banka karlarini temizlemeden oturdum.. beynimin hizina yetisemiyordum, surekli bir seyler dusunuyordum ama ne dusundugumu hatirlayacak kadar zaman birakmadan baska bir sey daha dusunuyordum.. sadece dusunduklerimin varlik-yokluk-hiclik uzerine oldugunu hatirliyorum.. olsem ne degisir ki..
bu cumle.. ne dusunursem dusuneyim o bankin uzerinede gecirdigim 2 saat boyunca dusuncelerin sonu bu cumleyle bitiyordu.. ne fark ederdiki.. olum neydiki..
birden sarsilmaya basladim.. goruntu tum netligini yitirmisti artik.. bembeyaz bir isik goruyordum.. kor olacagimi dusundum ve kapattim sikica gozlerimi ama bu kez de sesler geliyordu kulagima.. seslerin geldigi yere bakiyordum ama hic bir sey goremiyordum, cildirmak uzereydim.. annemin sesiydi bu.. sonra babamin.. sesler duyuyordum.. kafami ellerimin arasina almak icin kollarimi kaldirmaya calistim ama kaldiramadim, ayaklarimi oynatmaya calistim ama olmuyordu, bagirmak istedim.. avazim ciktigi kadar bagiriyordum ama dudaklarim acilmiyordu.. delirmenin ne demek oldugunu artik biliyordum.. gozlerim yasla dolmustu, aglamak istiyordum ama onuda yapamiyordum.. goz kapaklarim kapaliydi ama goz yaslarim yuzumde akmak icin bunu bir engel olarak gormuyordu..
gozlerimi tekrar actigimda bulanikta olsa insanlari secebiliyordum, bembeyaz degildi artik, renkleri secebiliyordum, uniformali bir kadin vardi basimda.. seslerde daha duzgun geliyordu artik ama yinede soylenenleri tam anlayamiyordum, uniformali kadin gulumseyerek bana bakiyordu, gozlerim daha da net gorebiliyordu.. bana gulumseyerek bir seyler soyledi, ama anlamiyordum, sesler bir ugultudan ibaretti sadece, sonra basini evet anlamina gelecek sekilde yukari asagi salladi ve enjektordeki o kimyasallari damarima bosaltti.. goruntu bu kez siyah oluyordu ve sesler yavas yavas kayboluyordu.. uykuya daldim...

I want you hear tonight
I want you hear
'Cause I can't believe what I found
I want you hear tonight
I want you hear
Nothing is taking me down, down, down...


30 Ocak 2011 Pazar

diary



uzun zaman sonra yine buradaydim.. yillarimi gecirdigim, hayatima mal olan o yerde.. cok zaman gecmisti ve ben degismistim.. kazaniyordum, durmadan.. giristigim her iste basarili oluyordum ve bu gecenin kazanan adami yine bendim.. iki kisi kalmistik masada sadece ve kazanan taraf olmanin essiz hissini yasiyordum.. derken son rakibimin de her seyi tukenmisti.. tanri oldugumu haykirmak geliyordu icimden.. her gun kendimi bu kadar guclu hissetmiyordum ama bugun yalnizdim ve bu bana oldukca guc veriyordu.. rakibimi aslinda yillar oncesinden taniyordum, oturdugu masada milyonlarini harcayan, kimi gecelerde inanilmaz paralar kaldiran adamlardandi.. yaklasik haftada bir yaninda canta niyetine tasidigi o kizlari degistirse de kaderine siparis veriyormuscasina yanindakiler her zaman sarisin, uzun boylu, kirmizi elbiseli olurdu.. ozel uretim rolex saatini mumkun oldugunca insanlarin gorebilecegi sekilde gomleginin kolundan disari cikarir, ona entellektuel bir hava katan gozluklerinin arkadasindan etrafta yolunacak tavuk var mi diye bakarken purosundan cekilmesi zor bir nefes cekerdi.. sonrasinda buldugu tavugun masasina oturur, ve o tavugun butun tuylerini yolana kadar bir sekilde tavugunun kapandan disari cikmasina engel olurdu.. ama bugun isler farkli gidiyordu.. ustelik bu onun elindekilerin hepsini kaybettigi ilk gecesiydi ve su anda bu goruntuyle eglenmek isteyen onlarca insan vardi etrafimizda.. bu kez sevgilisine hava atamayacakti.. sevgiliside ona pek yakin davranmiyordu isin dogrusu.. soguk bir tonda
"yarin tum zararini kapatip kar bile edecek kadar kazanacagindan eminim." demisti, ama bu adami daha da cok sinirlendirmekten baska bir ise yaramamisti.
"kapa ceneneni" demekle yetindi..
sonradan ogrendigime gore bir avukatti ama kimsenin almak istemedigi davalari alip inanilmaz sekilde sonuclandiriyordu.. imkansiz denilen davalari kazanmak onun icin cocuk oyuncagi adeta diyordu herkes..
sabaha karsi 4 olmustu saat ve artik eve gitme vakti gelmisti.. masadan kalkip rakibime bir tesekkur ettim ve arkami dondugumde onun sevgilisini gozlerimin icine paril paril gozleriyle bakarken yakaladim.. icimin erimedigini soylesem yalan olur cunku gercekten inanilmaz sexi bir kizdi ve eminim o kumarhanede onunla sadece bir gece gecirebilmek icin milyonlar verecek onlarca insan vardi.. kendime guvensiz bir sekilde kafami one egdim ve kapiya dogru yoneldim.. kollu canavarlarin birine takildi gozum.. bukleli saclariyla gozlerinin ici gulen bir kiz vardi o makinede oynayan.. eski bir dostum oldugunu zorda olsa hatirladim ve gulumseyerek yanina yaklastim, tam o sirada kolu cekti ve heyecanla makineye bakiyordu.. ilki 8 geldi..
"merhaba" dedim..
ikincisi de 8 geldi..
heyecandan sesi titreyerek "iii, merhaba." dedi.. saatlerdir orada oturdugunden hic suphem yoktu ve eger her oyun icin bu kadar heyecanlaniyorsa..
ucuncusu de 8 geldi..
cigliklar atarak ayaga kalkti ve bana sarildi.. henuz beni tanimamisti ama yinede eski dostumun sevincini benimle paylasmasi hosuma gitmisti.. ben milyonluk bir kazancla masadan kalktigim halde ona sadece gulumseyen bir merhaba demek icin gitmistim yanina.. biraz utandim aslinda..
yaklasik 3 dakika suren seremonisi bittikten sonra bir adim geri cekilip bana bakti.. onunla gorusmeyeli cok degisiklik olmustu bende, saclarim artik kisaydi, sakallarim uzun ve ne yazikki yuzum kirisikliklarla doluydu.. birer bira alip gecmisi yad ettik.. uzun bir konusmaydi bu.. sevgilisiyle hala devam ettiklerini anlatti bana.. bu sevindiriciydi cunku sevgilisi de benim dostumdu..
"onu da gormek isterdim."
"aslinda haftaya geliy.." dedi, arkadasindan bir teklifin geleceginden korktugum icin cumlesini bolmustum..
"bu harika"
"sey, evet.. neden haftaya ucumuz gorusmuyoruz?" iste gelmisti o teklif.. bu teklifle birlikte anilarim tekrar gozumun onune geldi.. bundan 5 sene onceydi ve biz ozaman 4 lu olarak takilirdik..
"neden olmasin." dedim yarim agizla ve hemen arkadasindan "keske oda olsaydi.." dedim.
onun evinin cok yakinindaydik ve nasil bir tesadufse onunla birlikte oldugumuz surece buralarda cok gezmememize ragmen biz ayrildiktan sonra hep buralarda geziyordum.. oradan her gecisimde camina isigi yaniyor mu diye bakiyor, onu en son gordugum zamani dusunuyordum.. bu sirada disari cikmis arabalarimiza dogru yuruyorduk dostumla.. ve yol tabiki onun evinin onunden geciyordu..
"bak, iste burada oturuyor." dedim.
"cagiralim mi?" dedi.
cilginliklar yapmayi seven birisi degildi, hayatini emin adimlarla atmayi seven ve riskten kacinan biriydi.. bu cumlesi bana onu aramamizi teklif ettigini dusundurmustu..
"telefonu degisti, evlerinin telefonuda degismis ve hatta annesininki de"
"ciddi misin? peki bu senin yuzunden mi?"
"hayir, sanmiyorum, cunku onu rahatsiz edecek bir sey yaptigimi dusunmuyorum"
"ayrildiktan sonra hic konustunuz mu?" aslinda bu sorunun cevabini biliyordu ama nedense yinede soruyordu..
"en son yazin internette konusmustuk"
"tekrar konusmanizi engelleyecek bir sey oldumu?"
"hayir, yanlis bir sey soyledigimi dusunmuyorum."
"hadi onuda cagiralim."
"nasi yani?" saatime baktim.. saat gece 10 du.. ben saatin sabah 4 ten gece 10 nasil bu kadar hizli ilerledigini okudugum uc satir kuantum felsefesiyle kendime aciklamaya calisirken..
"gidip kapidan cagiralim, evi burasi dememis miydin?"
"evet, ama.. sen ciddi misin?"
"evet, hadi.."
sok olmustum bu cumleler karsisinda, korkmuyordum onu gormekten, hatta gormek beni mutlu edecekti biliyordum bunu ama, o beni gorunce nasil etkilenecek ve annesi bu duruma ne diyecek diye endiseleniyordum..
aslinda annesi onunla birlikte oldugumuz donemde beni severdi, yani bunu bana gostermezdi ama, anlattiklarina gore akrabalariyla olan bulusmalarinda benden damat diye bahsedermis ve biz ayrildiktan sonra dahi uzun bir sure benden bahsetmeyi devam etmis.. benimle gorusmeyi biraktigini soyledigi bir gun ona delirmis gibi tepki vermis olduguda beni sevdiginin bir gostergesiydi benim gozumde ancak sunu da biliyordumki her sevgi bir gun bitebilir eger ask degilse.. annesinin bana neyzen teyfik' in tanriya olan bagi gibi bir askla bagli olmadigindan adim gibi emindim iste tam bu nokta kapiyi caldigimizda neyle karsilasacagimizi kestiremememin sebebiydi.. neyseki annesiyle babasi ayri dedim o anda icimden.. kapi zilinin uzerinde annesinin ismi yaziyordu.. arkadasimin kararliligi is zile basma kismina gelince bir anda yok oluvermisti, bende icimdeki heyecani ve coskuyu bastirmaya calisiyordum ama bu mumkun degildi.. onu en son 4 sene once yuz yuze gormustum.. yolda bir kez daha karsilasabilmek bir zamanlar yasam amacimdi ama olmamisti ne yazikki umarim bundan sonra olur yinede.. umarim bundan sonra olur yinede..
yaklasik 5 dakikalik bir zile basma cabasinin sonrasinda zile bastim ama yukari bakmak yerine zil tuslarina bakiyordum..
"kim o" bu annesinin sesiydi.. arkadasim kendini annesine tanitma faslindan sonra nihayet onu pencereye getirmeyi basarmisti.. ama bu kez de kendini ona tanitmasi gerekiyordu ve o sanki tanimamak icin bilincli bir sekilde direniyordu.. sonunda asagiya inmeyi kabul etti.. zaten tasikardik olan kalbim yerinden cikacakmis gibi olmustu artik.. ne yapacagimi, nasil davranacagimi dusunuyordum, bu sirada arkadasim bana bir seyler soyluyordu ama ben sanki uzayin derinliklerinde yapayalniz bir sekilde surukleniyordum kiyiya dogru.. onun goruntusu geldi bir anda gozumun onune.. beline kadar dumduz saclari vardi, sabah 8 de bulusacak dahi olsak o bir sekilde saclarini o hale getirebiliyordu ve benim icin bu kadar ozen gostermesi beni misir firavunundan daha narsist bir hale sokmustu.. dunyada tartismasiz en guzel kizdi benim icin ama ben yinede onun yaninda kendimi ovebilecek kadar aptaldim o yillarda.. sonra az once camdan bize bakarkenki hali geldi gozumun onune.. gozlugu vardi.. lens kullaniyordu aslinda ama lens gozlerinde hemen alerji yapiyordu ve gozleri aciyordu, yine oyle oldu diye dusunup ona sarilmak, onu her haliyle cok sevdigimi haykirmak istedim..
arkadasim "rahatsiz mi ettik acaba?" diye sordu.
kendimden cok emin bir sekilde "eger parfum kokuyorsa mutlu olmustur, parfum kokmuyorsa yapmamamiz gereken bir sey yaptik demektir." diye yanitladim.. hangisinin dogru oldugu onemli degildi benim icin aslinda cunku hayatim boyunca pisman olmayacagim bir seyi yapmistik..
ve binanin giris katindaki sensorlu isik yandi.. iste geliyor...
isigin yanmasiyla onun bizim gorus alanimiza girmesi arasindaki sure yaklasik 20 saniye surmustu ama bana gecen 4 yildan daha fazla gibi gelmisti.. onunla ayrildiktan sonra hic bir sey beni sabirsizlandirmamisti.. ama bu 20 saniye hayatimda hic olmadigim kadar sabirsizdim..
ve onu gordum.. bana gecen sene bir konusmamizda saclarini kulak seviyesinden kestirdigini soylemisti ama su anda saclari belinin hemen ustune geliyordu ustelik bukleli oldugu halde.. saclarini sariya boyattigini biliyordum ama sonra yine boyatmistir diye dusunuyordum.. dip boyasi geleli bir kac ay olmustu ama onunda benimle ayni goruste olup saclarini siyah sevdigini biliyordum, buda dip boya zamaninin geldigi degil saclarinin dogal rengine kavusmasi icin beklediginin gostergesiydi..
bu dusuncelerime durup bir adim geriden baktim zihnimde ve sampuan reklaminda gibi hissetmistim kendimi.. gozlerinde mavi lensleri vardi.. heyecanli ve saskindi.. sesi titriyordu.. ustundeki mavi montu her zamanki gibi cok guzel bir tercihti.. zaten her zaman mukemmel giyinirdi.. onun giydigi ve benim begenmedigim hic bir sey olmamisti.. onunla butunlesen bir sey vardi zihnimde.. parfum..
bu kez parfum kokmuyordu.........
Mine is pure darkness
It is as blackness is
Damn the light which comes from you
As a moth to flame I burn

25 Ağustos 2010 Çarşamba

bittersweet memories


sanirim 2 hafta olmustu onlardan haber almayali, her zaman beni sevdiklerini soylemislerdi ama ben bunu hic bir zaman hissedememistim, yadirgamiyordum aslinda cunku onlardan cok farkliydim. onlar denize dustuklerinde yilana sariliyorlardi, bense suya.. onlar kalabalik icinde yalniz olmak diye sacma bir deyim turetmislerdi, bense yapayalnizlik icinde yaslaniyordum. yuzumde cizgiler belirmisti, saclarim dokuluyor ve bir yandanda beyazlasiyordu. yasimda 10 yas buyuk gorunmem tanimadigim insanlari etkiliyordu, ama barda yarim saat sohbet ettikten sonra uzaklasiyorlardi benden. onlardan olmadigimi anliyorlardi. bense bir gecede yaklasik 10 kisiyi tanimis oluyordum. o gecede bu senaryo gerceklesmisti ve sonunda bardan sarhos, kokusmus, sisman bir amerikaliyla cikmistim. kimsesiz ve bes parasiz oldugu her halinden belli oluyordu, konusurken sectigi konularda gerizekali oldugunun kaniti gibiydi adeta, sarhos dahi olsa.. onu atlatip yalnizligimla basbasa bir gece gecirmek istiyordum. barda cuzdanimi unuttugumu soyledim ve beni beklemesi icin ona durumu tam yedi kez acikladim, ve barin onunden tekrar gecerek karanlikta kayboldum. artik kendimi kara delikten iceri girmis gibi hissediyordum barlar kapandiginda, sokakta sadece sarhoslar olurdu ve gorduklerini bir dakika sonra bile hatirlamazlardi. elimden geldigince uyusturucu kullanan ayyaslardan uzak duruyor ve sokaklardan amacsizca yuruyordum, bunu hayatimda kacinci kez yasiyorum acaba bilemiyorum. o gece yururken kavga eden iki kisi gordum, yolumun uzerindeydiler, onlara dogru her zamanki hizimda yururken birinin bicak cektigini ve digerinin karnina soktugunu gordum. buna ragmen yuruyus hizimda yada kalp atislarimda bir degisiklik olmadi, bicaklayan kisi hizla kosup kaciyordu yarattigi sahesere arada donup pismanlikla bakarak. yaklastigimda adamin suratina baktim, sanirim tanidigim biriydi. dusundum, oda beni tanimisti, gozlerimin icine bakisi, son nefesini verirken yalvarircasina ve pisman bakisi, onu taniyordum, gozlerine son bir kez baktim, egilip elimi yanagina koydum, olumun soguklugu bedenine isliyordu, yavasca yurumeye devam ettim, arkama bakmadim cunku o benim saheserim degildi, elimi kokluyordum birkac adimda bir, tanidigim bir kokuydu ve anlamlandiramadigim bir bicimde icimde nefret duygusu olusturuyordu. sabah oluyordu, kahvalti icin eskiden gittigim bir yere gittim yine, cok uzun zaman olmustu buraya gelmeyeli, kendime ve ona bir kahve soyledim, onunkini karsimdaki sandalyeye sanki orada oturuyormuscasina koydum, yaninada bir pecete. belkide onu kurtarmaliydim..

You like to scream, use words as a weapon
Well go head take your best shot woman
I wanna leave you it's easy to see
But guess what honey it's not that easy
So rip my pictures from your wall
Tear them down and burn them all
Light the fire and walk away
There's nothing left to say so
Take the ashes from the floor
Bury them to just make sure
That nothing more is left of me
Just bittersweet memories

27 Haziran 2010 Pazar

runes to my memory


ayin geceyi aydinlattigi bir vakitteyiz yine..
"gunaydin.."
bir binanin catisindayim su anda, yildizlar bugun her zamankinden daha az sayiliyor, ay okadar aydinlik ki.. ozluyorum seni, kiskaniyorum yanindakileri. uzuluyorum ama bir sey yapamiyorum, okadar gucsuzum ki.. icimden seni aramak geliyor ama yapamiyorum, karsina cikmak istiyorum, olmuyor, belki karsilasiriz diye yuruyorum her gun gectigin sokaklarda durmadan ama.. bazen de gurur yapiyorum, soylediklerin yaptiklarin geliyor aklima, kulaklarimdan o cumleleri silemiyorum adeta.. gozumun onunde takilmis bir video gibi o anlar..
gun doguyor, sadece bir kac saat kaldi, bir kac saat sonra telefonunda bir mesaj goreceksin.. umarim guzel bir gune uyanirsin.. viskimi yudumluyorum, hava biraz usutsede titretmiyor icimi..
ve insanlar ise gidiyor, bir bir cikiyorlar apartmanlardan bende durbunden o binanin kapisini izliyorum, bir kadin cikiyor, guzel giyimli.. bir adam cikiyor takim elbiseli, kadina yetismeye calisiyor, bir yandan kravatini bagliyor.. ve bir sure kimse cikmiyor kapidan.. viskimden bir yudum daha aliyorum. bir adam daha cikiyor, acelesi var. bir sure yine kimse yok.. kapi aciliyor, bu kez farkli, sanki o demir kapinin seslerini duyuyor gibiyim, derken bir gurultu, pat, cat, her neyse.. ellerim titriyor, kalp atislarim hic bu kadar hizlanmamisti, dudaklarim bir yuvarlak olusturuyor ve sessizce "oldu" diyorum. adam oldu.. kanlar icinde yere dustu, pencerelerden insanlar ona bakiyorlar, acircasina, bir kadin asagidaki cocugunun yanina kosuyor ve onu okula gondermekten vazgeciyor bugun icin.. toplaniyorum yavasca, sanki daha oncede yapmisim gibi, ellerim titriyor hala, kalbimde cok hizli carpiyor, tasikardik bir kalbin ritmi bana hayatin acelesini anlatir her zaman, hayat hizli yasanmali der.. ama ben sakinim, ellerim titriyor. catinin kapisini aciyorum, binaya giriyorum, ve kimsenin olmadigindan emin olunca asansoru cagiriyorum, bu en son aldigim takimi ilk giyisim, disarida insanlarin bana nasil bakacaklarini merak ediyorum, umarim yakistirirlar. kulakliklarimi takiyorum, duraga yuruyorum, sanki insanlar bana bakiyor gibi.. telefonumu cikarim konusuyormus gibi yapiyorum, "hayir hanimefendi bunu yapmamis mumkun degil. hayir ama anlamiyorsunuz.." otobuse biniyorum.. sag cam kenari guzel bir yer var bos, oturmaya ihtiyacim var, her an kalbim yerinden cikabilir, ben sakinim. kirmizi isikta duruyoruz, yan tarafta bir beyaz esya dukkani var. flas haber olarak geciyor cinayet.
"gunaydin, sevgilinin olum haberini gordum tv de, eger bir seye ihtiyacin olursa, ben yanindayim."


Caress that carcass
I miss your heartworks
My swansong, so insalubrious
Pouring sweat but the fever remains
It's all pretty odd but more our darkest days
Cause we let it burn and felt strength just the same
I don't care if you get it
These songs still scream your name

23 Haziran 2010 Çarşamba

depleting


ve son.. o yedi gunun sonuncusuydu bu.. eger dogru hatirliyorsam carsamba bugun.. evine gidiyorum, aslinda bosanali 7 yil oldu, biriyle evlendigini biliyorum, sanirim cocuklarida vardi.. onu ozledigimi hic sanmiyorum, en azindan durduk yerde hic aklima gelmiyordu.. peki simdi neden onun evine gidiyorum, neden birden aklima geldi? yaklasik iki saat surecek bir yolculuk icin arabama bindim ve ormanlik bir yoldayim, kivrimlarla dolu patiklar, gunes daglarin ustune batiyor..
hava karardi ve iste evin onundeyim. esi her aksam 9 da yuruyuse cikar, 2 saat yururdu. en azindan oyle oldugunu soylemisti, yada ben oyle soyledigini hatirliyorum.. bilmiyorum iste, her neyse, artik sayili saatlerim kalmisti.. 3 saat 22 dakika. arabada evden cikmasini bekledim, ve esi evden ciktiginda onu kapidan yolculamamasi aralarinda bir sorun oldugunu bana gostermisti.. arabadan indim ve cama dogru yurudum, salona girdiginde gordum yuzunu, yaslanmisti.. yuzundeki kirisikliklar, omuzlari cokmustu, eskisi kadar guclu gorunmuyordu.. kapiyi acip beni gorunce suratima kapanacakti o kapi, biliyordum.. kapiyi actiktan sonra ayagimi kapinin arasina sikistirdim ve ittim kapiyi, yere dustu. o yokken neler yaptigimi, neler cektigimimi anlatmaliydim, yada bunu sozlerimlemi ona gostermeliydim yoksa baska bir sekildemi.. son 1 saat 19 dakika.. sandalyenin uzerinde elleri baglanmis, vucudunda bilmem kac yarayla ve gozleri dolmus bir sekilde bana bakmasi bana eski gunleri animsatiyordu.. sigara iciyordum, durmadan sigara iciyordum, bitenin uzerine hemen yenisini yakiyordum.. biram isininca onu firlatip bir yenisini aliyordum.. son 10 dakikam..
silahin soguklugu hissedince gozleri acilmisti tekrar, vucudunda ki yaralar kapanmayacak seviyeye gelmisti, zaten bundan sonra vucuduna ihtiyaci olmayacakti.. frontal kemiginde olusan delikten akan kanin tadiydi en son aldigim tat.. 3 2 1.. ve son..

16 Haziran 2010 Çarşamba

blinded by fear


otopsi yapmak artik alistigim bir seydi. adli tip aslinda hic istemeden sectigim bir dal olmasina ragmen bana kattigi seylerden bahsetmeden edemem. sogukkanlilik. morgun o buz gibi havasi, formal kokusu, gectigin her kapinin icinde onlarca ceset oldugunu bilmek.. bu koridorda yururken adimlarimin cikardigi sesleri ve o seslerin yankilanisini cok seviyorum. bir gun bu sesler bir gurultuyle kesilmisti. duydugum ses miydi beni urkuten yoksa, ayak seslerimi bir an icin duyamamaktan mi korkmustum bilemiyorum ama.. morgda canlanan insanlardan nefret ediyorum. ben insanlari kurtarmayi sevmiyorumki, eger oyle olsaydi olulerle ugrasmayi secmezdim. ne diyordum.. sogukkanlilik. sesimi taniyorsun oyle degil mi? bir adli tipcinin en sevdigi vucut durumudur rigor mortis.

your hands are cruel.. to haunt..